Giriş:
İnsanlığın var oluşu ile başlayan her çağın gereksinimleri ile tarımsal üretimde reformlar olmuştur. Tarım, dünyanın en eski ata mesleklerinden biri olsa da bugün belki de tarihinin en büyük reformlarından birini yaşıyor. Bu dönüşümün en dinamik gücü ise hiç kuşkusuz genç ziraat mühendisleri ve genç çifçileridir. Yeni bilgilerle donanmış, sahaya çıkmak için heyecan duyan, tarımı sadece üretim değil aynı zamanda bir gelecek stratejisi olarak gören genç bir kuşak yükseliyor. Türkiye’nin tarımsal potansiyelini yeniden tanımlayan da işte bu yeni bakış açısı. Türkiye’nin tarımın ’da; Hayvansal ve Bitkisel üretimi ciddi bir potansiyele sahip olan ve jeopolitik konum ile medeniyet beşiği olarak artan Dünya nüfusu için ihtiyaç duyulan gıda üretim kapasiteye sahip olan bir ülke sadece doğru reformlar ve doğru adımlar ile mümkündür.
1. Teknolojinin Tarımla Buluşması: Tarım’da Dijital Dönüşüm 4.0
Geleneksel tarım yöntemleri artık günümüzün hızına ve ihtiyaçlarına cevap veremiyor. Genç ziraat mühendisleri, bitkisel veya hayvansal üretin, sadece ekili-dikili toprak olarak veya hayvansal üretimi sadece yetiştiricilik, besleme ve ıslah, değil, çalışma analarına göre elde edilen verileri analitik bilgiler ile okuyup yorumlanması gereken bir dönüşüm çağı olarak görülmesi gerekiyor. Hassas Tarım teknikleriyle, her metrekareye ihtiyacı kadar gübre ve su verilmesini sağlayan sensör teknolojileri, hem maliyeti düşürecek hem de doğayı koruyacak yeni teknolojiler kullanmak gereksinimi oluşmakta. Dronlar ile yapılan bitki sağlığı analizleri, büyük arazilerin dakikalar içinde taranmasını veya hayvansal üretimde veri kayıtları olanakları ile müdahaleyi hızlandırıyor ve doğru çözüm bulma kolaylık sağlanıyor.
2. İklim Krizi ve Sürdürülebilir Verimlilik:
Türkiye’nin jeopolitik konumu, iklim değişikliğinin etkilerini en derinden hisseden kuşakta yer alıyor. Bu noktada genç kuşak, “onarıcı tarım” felsefesini sahaya taşıyorlar. Toprağın karbon tutma kapasitesini artıran, su kaynaklarını damla sulama ve akıllı otomasyon sistemleriyle yöneten ve alternatif yemler üretilerek hayvanlarda salınan metan gazı azaltan genç mühendisler, sadece bugünü değil, gelecek nesillerin gıda güvenliğini de inşa etmenin yolu araştırılması yapılması teşkil ediyor. Atık yönetiminden biyogaz üretimine kadar döngüsel ekonomi modelleri, tarımı çevre kirliliğinin bir parçası olmaktan çıkarıp çözümün merkezi haline gelinmesi sürdüre bilir tarımda önem arız ediyor.
3. Tarladan Markaya: Tarımsal Girişimcilik:
Yeni nesil ziraat mühendisleri, ürettikleri ürünü sadece yetiştirmekle kalmayıp; ona kimlik kazandırıp. Coğrafi işaretli ürünlerin global pazara taşınması, blok zincir (blockchain) teknolojisi ile tarladan sofraya izlenebilirlik ve dijital pazarlama kanallarının etkin kullanımı bu dönüşümün parçası olacatır. Tarım artık bir “çiftçilik” faaliyetinden öte, yüksek katma değerli bir sanayi ve ihracat disiplini olarak yeniden tanımlanışmış olunacaktır. Genç girişimciler, butik üretimden dev kooperatif modellerine kadar her ölçekte markalaşmanın öncüsü olacatır.
4. Sosyal Dönüşüm: Kırsalın Entelektüeleşmesi:
Tarımda reformun en kritik ayağı, kırsalın yeniden cazibe merkezi haline gelmesidir. Genç mühendislerin sahaya inmesi, köylerdeki bilgi birikimini (ata mirası) modern bilimle harmanlısı ile yenden kırsal bölgelerde tarıma yönelim başlanılır. Bu “tersine göç”, kırsal alanlarda sosyal bir kalkınmayı da beraberinde getirilmiş olunur. Eğitimli, dünyayı takip eden ve teknoloji okuryazarı olan gençlerin varlığı, kırsalın demografik yapısını güçlendirirken, kadın çiftçilerin eğitiminden yerel kalkınma projelerine kadar geniş bir yelpazede toplumsal refahı artırılmış olunur. Bununla birlikte ülkede ekonomik refahın artışmış olunur.
Sonuç: Gençlik İle Tarım Yeniden Şekileniyor:
Türkiye’nin sahip olduğu muazzam hayvansal ve bitkisel üretim potansiyeli, ancak genç ziraat mühendislerinin vizyonuyla tam kapasiteye ulaşabilir. Bizler için tarım, sadece bir meslek değil; bir vatan savunması, bir ekonomi kalesi ve sürdürülebilir bir yaşam vaadidir. Doğru reformlar ve gençlerin dinamizmi birleştiğinde, bu topraklar sadece kendini değil, tüm dünyayı beslemeye devam edecektir. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; ‘‘MİLLİ EKONOMİN TEMELİ TARIM’DIR.’’ Sözünden anlaşılacağı üzere bir ülke tarım ve üretim olmadan bağımsız sayılmaz.
