Su Kıtlığı Kapıda: Tarımda Akıllı Su Yönetimi Artık Bir Seçenek Değil, Bir Zorunluluk
Hiç düşündünüz mü,
sabah musluğu açtığımızda akan suyun aslında ne kadar kıymetli olduğunu?
Günlük hayatın koşturmacası içinde çoğumuz bunun farkına varmıyoruz; ancak bugün dünyada ve ülkemizde yaşanan en büyük sorunlardan biri sudur. Üstelik sanılanın aksine Türkiye, su zengini bir ülke değildir. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı yaklaşık 1.500 metreküp civarındadır. Bu rakam, bizi “su stresi yaşayan ülkeler” grubuna sokmaktadır. Nüfus arttıkça ve iklim değişikliğinin etkileri derinleştikçe bu miktarın daha da azalacağı öngörülmektedir.
Yani açık konuşmak gerekirse, su kıtlığı kapımızdadır.
Türkiye’nin 25 farklı su havzası bulunmaktadır ve her biri kendine özgü sorunlarla mücadele etmektedir. Bazı havzalarda kirlilik ön plandayken, bazı bölgelerde tarımda yapılan aşırı ve plansız su kullanımı ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Özellikle yarı kurak bölgelerde yer altı sularının bilinçsizce çekilmesi, doğanın kendini yenileme sınırlarını çoktan aşmış durumdadır. Bu da yalnızca bugünü değil, yarının tarımını da riske atmaktadır.
Bir diğer önemli konu ise suyun ülke genelinde eşit dağılmamasıdır. Nüfusun büyük bir kısmı Marmara Bölgesi’nde yaşarken, bu bölgedeki su kaynakları toplam su potansiyelinin yalnızca küçük bir bölümünü karşılamaktadır. Buna karşılık, suyun görece daha bol olduğu bölgelerde nüfus daha azdır. Bu dengesizlik doğru yönetilmediğinde hem tarımsal üretimi hem de doğal ekosistemleri ciddi biçimde zorlamaktadır.
Peki, dünyada durum çok mu farklı?
Aslında hayır.
Dünya uzaydan bakıldığında mavi bir gezegen gibi görünse de bu maviliğin büyük bölümü tuzlu sudan oluşmaktadır. Canlı yaşamı için hayati öneme sahip olan tatlı su ise toplam suyun yalnızca çok küçük bir kısmıdır. Üstelik küresel ısınma, aşırı hava olayları ve kirlilik bu sınırlı kaynağı her geçen gün biraz daha baskı altına almaktadır.
Tam da bu noktada kritik bir soru karşımıza çıkıyor:
Suyu en çok nerede tüketiyoruz?
Cevap nettir: Tarımda.
Türkiye’de kullanılan tatlı suyun çok büyük bir bölümü tarımsal sulamada harcanmaktadır. Bu gerçek bize şunu göstermektedir: Eğer su krizini yönetmek istiyorsak, işe önce tarımdan başlamalıyız. Geleneksel sulama yöntemleriyle yola devam etmek, bugünün şartlarında artık sürdürülebilir değildir.
Akıllı sulama sistemleri, basınçlı sulama teknikleri, sensörler ve veri temelli uygulamalar; hem suyu korumamıza hem de verimi artırmamıza imkân tanımaktadır. Daha az suyla daha fazla ve kaliteli üretim yapmak artık bir hayal değildir. Doğru planlama ve doğru mühendislik bakışıyla bu mümkündür.
Elbette sorumluluk yalnızca tarlada ya da çiftçide değildir. Günlük hayatımızda yaptığımız küçük tercihler de su kaynakları üzerinde düşündüğümüzden çok daha büyük etkilere sahiptir. Tükettiğimiz ürünlerin üretim sürecinde harcanan suyu ifade eden su ayak izi kavramı, bunu açıkça ortaya koymaktadır. Yani yalnızca musluktan akan suyu değil, dolaylı olarak tükettiğimiz suyu da hesaba katmamız gerekmektedir.
Su, sadece bugünün meselesi değildir.
Aynı zamanda gelecek nesillerin hakkıdır.
Bu nedenle suyu daha bilinçli, daha verimli ve daha akıllı kullanmak artık bir tercih değil, bir zorunluluktur. Bugün alacağımız her doğru karar, yarının tarımı, gıda güvenliği ve yaşam kalitesi için belirleyici olacaktır.
Son Söz Yerine: Suyun Tarafında Olmak
Belki bugün musluğu açtığımızda hâlâ su akıyor.
Belki tarlada hâlâ ürün yetişiyor.
Ama bu, her zaman böyle devam edeceği anlamına gelmiyor.
Su meselesi artık “yarın bir gün” konuşacağımız bir konu değildir; bugün aldığımız kararların yarını şekillendirdiği bir eşikteyiz. Tarlada kullanılan bir damla su, evde yaptığımız küçük bir tercih, satın aldığımız bir ürün… Hepsi aynı zincirin halkalarıdır.
Tarımda akıllı su yönetimi; yalnızca verimi artıran bir teknoloji meselesi değil, toprağa, emeğe ve geleceğe sahip çıkma meselesidir. Bugün suyu doğru yönetenler, yarın tarımı ayakta tutanlar olacaktır. Bugün önlem almayanlar ise yarın çok daha ağır bedellerle karşılaşacaktır.
Hepimize düşen ortak bir sorumluluk var:
Suyun tükenmesini izleyen tarafta mı olacağız,
yoksa suyun tarafında duranlar arasında mı yer alacağız?
Batuhan Özbey
1. Yazım
Saygılarımla.
